GÜNEY-GÜNEY İŞBİRLİĞİGelişen ülkeler arasındaki işbirliğinin en erken biçimleri, Latin Amerika Serbest Ticaret Anlaşması (1960), Orta Amerika Ortak Pazarı (OAOP) (1960), Karayip Serbest Ticaret Birliği (1967), And Ülkeleri Alt-Bölgesel Bütünleşme Anlaşması (1969), Güney-Doğu Asya Ülkeleri Birliği (ASEAN) (1967) ve Orta Afrika Gümrük ve Ekonomi Birliği (OAGEB) (1966) örneklerinde olduğu gibi, 1960'larda kurulan bölgesel ve alt-bölgesel ekonomik bütünleşme ve işbirliği düzenlemeleri üzerinde toplanmış olsalar da, gelişen ülkeler arasında hem teknik, hem de ekonomik işbirliğini kapsayan Güney-Güney işbirliği kavramının, hem gelişen ülkelerin gelişme çabalarını destekleyici bir strateji olarak, hem de, onların uluslararası ekonomik sisteme etkili biçimde katılmalarını sağlamak üzere kolektif özgüveni arttırmaya yönelik bir araç olarak, 1970'lerde evrensel bir ilke biçiminde resmen ortaya çıkmış olduğu söylenebilir. Bu kavramın felsefi gerekçesi, uluslararası ekonomik ilişkilerin geleneksel yapısının tarihsel kökleri kolonyalizmde yattığından, dikey Kuzey-Güney ilişkilerinin hâkimiyetinde olması ve dolayısıyla, daha sahici bir karşılıklı bağımlılığa dayanan bir küresel ekonomik düzen yaratmak için, Güney-Güney işbirliğini güçlendirmenin gerekli olduğu düşüncesinden kaynaklanıyordu. Ancak, en başlangıcından itibaren, Güney-Güney işbirliğinin, Kuzey-Güney işbirliğine bir alternatif olarak değil, fakat tamamlayıcı bir boyutu olarak görülmesi gerektiği vurgulanmıştır. Bu ilkelerin en kapsamlı ve tanımlayıcı ifadesi, 1972 yılında Guyana'nın Georgetown kentinde yapılan Bağlantısız Ülkeler Dışişleri Bakanları Konferansında kabul edilmiş olan Gelişen Ülkeler Arasında Ekonomik İşbirliğine Yönelik Bağlantısızlar Eylem Programında; 1978'de yapılan Gelişmekte olan Ülkeler Arasında Teknik İşbirliği (TCDC) hakkında BM Konferansında kabul edilen Buenos Aires Eylem Planında; ve 1981'de 77'ler Topluluğunca kabul edilen Caracas Eylem Programında yer almıştır. Güney Komisyonu'nun 1990'da yayımlanan 'The Challenge to the South' başlıklı raporu, Güney-Güney işbirliği üzerine bir dizi kapsamlı tavsiyeler içermekte ve böylece 1990'larda bu işbirliğine yeni bir ivme vermekteydi. 1992-1996 programlama döneminde, TCDC ödeneği dört ana faaliyet kategorisini fonlamak için kullanılmıştır:
Bu mekanizmalar, gelişen ülkeler arasında daha fazla işbirliğini teşvik etmek ve gelişen ülkelerin gelişme çabalarını destekleyici, maliyet-etkin bir yöntem olarak, TCDC'nin daha fazla uygulanmasını canlandırmak üzere tasarlanmıştır. Bu genel çerçeve içinde, TCDC BM Özel Birimi (ÖB) tarafından gerçekleştirilen faaliyetler, hükümetlerin, TCDC konusunda uygun ulusal politikalar ortaya koymalarını ve ulusal TCDC odak noktaları oluşturup bunları güçlendirmelerini sağlamıştır. Ayrıca, TCDC/ÖB, gelişen ülkelerdeki hükümetlere, yoksulluğun azaltılması, çevre, istihdam yaratmaya yönelik bir strateji olarak küçük girişimlerin gelişmesinin teşvik edilmesi, teknoloji uygulanması, kıyı balıkçılığının geliştirilmesi, kentsel yönetim ve kadınların kalkınmaya katılımının desteklenmesi alanlarında çeşitli gelişme konularını ele almakta yardım etmiştir. Gitgide artan bir ölçüde küreselleşme ve ekonomik liberalleşme olguları tarafından şekillendirilmekte olan uluslararası ekonomik ilişkilerin geleneksel yapısında oluşan temel değişimlerin ışığında, BM Genel Kurulu, TCDC'nin İncelenmesi üzerine Yüksek Düzeyli Komite'den, 30 Mayıs-2 Haziran 1995 tarihlerinde New York'ta yapılan dokuzuncu oturumunun gündemine, "TCDC için Yeni Yönler" başlıklı bir madde koymasını istedi. Komite, başka hususların yanısıra, ticaret ve yatırım, borç, makroekonomik eşgüdüm ve yardım yönetimi, yoksulluğun azaltılması ve çevre gibi, çok sayıda gelişen ülke üzerinde önemli bir gelişme etkisi yapabilecek alanlarda yüksek öncelikli TCDC faaliyetlerinin teşvik edilmesi için çağrıda bulundu. Ayrıca, TCDC'nin gelişen ülkeler arasında daha geniş ekonomik işbirliği düzenlemelerini destekleyici kritik bir araç olarak hizmet etmesini sağlamak için TCDC ve GÜAEİ arasında daha yakın bir operasyonal bütünleşmeyi talep etti. Komite'nin kararları uyarınca, her bölgede TCDC için katalizörler olarak hizmet edecek olan belli sayıda eksen ülkeler tespit edilecektir. Gelişmiş ülkelerin, TCDC faaliyetlerinin ilerletilmesi için dolaysız mali yardım ve bazı durumlarda teknik destek sağlanmasına teşvik edilmeleri amacına yönelik olarak, TCDC'yi destekleyici "üçlü işbirliği" kavramının devreye sokulması, önemli bir yenilik oldu. Son olarak, Yüksek Düzeyli Komite, TCDC Bilgi Gönderme Sistemi'nin (BGS) bir Çok-Boyutlu Bilgi Sistemi biçiminde genişletilmesini tavsiye etti. Bu sistem, gelişen dünyadaki kurumsal kapasiteler üzerine bilgiler içermekle kalmayacak, fakat aynı zamanda, bireysel ülkelerde tekrarlanabilir yenilikçi teknik işbirliği uygulamaları üzerine de bilgiler içerecektir. Hep birlikte ele alındıklarında, UNDP Yönetim Kurulu, ECOSOC ve BM Genel Kurulu tarafından onaylanmış olan Yeni Yönler teklifleri, gelecekte TCDC faaliyetlerinin uygulanması için kapsamlı bir çerçeve sunmaktadır. Son olarak, yapısal uyum, özelleştirme, yardım yönetimi ve eşgüdüm gibi alanlarda, Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) ülkelerinin Latin Amerika ülkelerinin deneyimlerinden yararlanabilmeleri için, söz konusu ülkeler arasında kapsamlı bir değişim programı düzenlenmiştir. Gelişmekte olan ülkeler arasında alt-bölgesel ve bölgesel bütünleşme ve bölgelerarası işbirliği, gelişen ülkelerin gelişme potansiyelinin -piyasa büyüklüğünün genişletilmesi yoluyla- optimize edilmesinin bir aracı olarak ve onların üretken kapasitelerini bütünleştirmeye ve böylece genişletmeye yönelik bir strateji olarak algılanır. Bunun yanı sıra, Güney-Güney işbirliği, gelişen ülkeler arasında kritik uzmanlık ve deneyimlerin aktarılmasını hedefleyen bir gelişme stratejisi olarak ciddi bir potansiyele sahiptir. Örnek olarak, Doğu Asya'nın yeni sanayileşen ekonomileri, özellikle de Kore, Singapur, Hong Kong ve Tayvan, çapraz işlevli yönetim ilkelerinin uygulanması yanında, esnek uzmanlaşma veya "tam zamanında" üretim teknikleri gibi yeni üretim tekniklerinin uygulanması yoluyla görkemli ekonomik büyüme sağlamış ve uluslararası rekabet güçlerini arttırmışlardır. Bu teknikler, TCDC yöntemiyle başka gelişen ülkelere aktarılabilir ve böylece gelişme düzeylerinin yükseltilmesine hizmet edebilirler. Hatta, belirtmek gerekir ki bu tekniklerden bazıları, gelişen ülkelerin kendileri tarafından halen uygulanmaktadır. Bu da gösteriyor ki söz konusu teknikler, üretim kapasitelerini ve ihracatta rekabet güçlerini arttırmaya uğraşan başka gelişen ülkelere daha da yararlı olabilirler. |
||